Allah Bizden Nasıl Râzı Olur?

Muhabbet ve rızâ, îman nûrunun tecellîgâhı olan kalbin en mühim iki amelidir. Bu ikisi, müʼminin Hakkʼa giden gönül yolculuğundaki terakkîsinin de en büyük sermayeleridir.

Zira îmânın temelinde de muhabbet vardır. Îman, bir bakıma Allâhʼa ve Oʼnun sevdiklerine duyulan sonsuz bir muhabbetle bağlılıktır. Muhabbetin kantarı ise fedakârlıktır. Dolayısıyla, seven, sevgisi ölçüsünde fedakârlık yapmayı, en büyük nîmet, lezzet ve saâdet bilmelidir.

Cenâb-ı Hakkʼı gerçekten seven bir kul, Oʼnun kendisi hakkındaki -kahır veya lûtuf- bütün takdîrini de sever. Bu ise rızâ hâlidir. Hattâ Cenâb-ı Hakkʼa muhabbetle dolu olan bir kalp, Oʼnun kendisi hakkındaki takdîrini; kendi niyet, hayal ve arzularından çok daha hayırlı olarak telâkkî eder.

Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri buyurur:

“Kalbimi semâya götürdüler. Bütün melekûtun çevresini dolaşıp geri döndü. Kalbime:

«–Oradan ne getirdin?» diye sordum:

«–Muhabbet ve rızâ! Zira orada bu ikisinin rağbet gördüğünü müşâhede ettim.» dedi.” [1]

Cenâb-ı Hak, velî kullarına zaman zaman birtakım mânevî hâller, kalbî keşifler, sünûhat, zuhûrat ve ilhamlar ihsân edebilir. Bunlar bâzen rüyâda, bâzen uyku ile uyanıklık arasında, bâzen de derin tefekkür ve murâkabe esnâsında gerçekleşir. Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleriʼnin bu beyanları da -Allâhu a‘lem- bu minvaldeki bir müşâhedenin eseridir. Bu nevî ifadeler, şerʼî bir hüküm vasfı taşımasa da, mârifetullah yolunun samimî yolcularına yüksek ufuklar açar.

Rızâ; itmiʼnâna ermiş, yani Rabbinin zikriyle mânen huzura kavuşmuş nefsin en büyük vasıflarından biridir. Nitekim Cenâb-ı Hak, Peygamber Efendimizʼin yanında bulunan müʼminlerden bahsederken:

“…Onlar Allahʼtan lûtuf ve rızâ isterler…” (el-Fetih, 29) buyurmaktadır.

ALLAH’IN BİZDEN RAZI OLMASINI İSTİYORSAK…

Allâhʼın bizden râzı olmasını istiyorsak, evvelâ Oʼnun bizim hakkımızdaki takdîrine rızâ göstermeli, Rabbimizʼe dâimâ hamd ve şükür hâlinde bulunmalıyız.

Dünya, ilâhî imtihan mekânı olduğu için, hayat dâimâ kahır ve lûtuf tecellîlerinin med-cezirleri içinde devam eder. Peygamberler, bu imtihanlarda nasıl muvaffak olabileceğimiz hususunda, en büyük örnek şahsiyetlerimizdir:

EYYÛB ALEYHİSSELAM’IN RIZÂ VE TESLÎMİYETİ

Meselâ Eyyûb -aleyhisselâm-… Yaşadığı birbirinden ağır imtihanlar neticesinde servet gitti, evlât gitti, sıhhat gitti. Fakat o, şikâyet ve feryâd etmek yerine, dâimâ Cenâb-ı Hakkʼa hamd etti, şükretti. Rabbine olan rızâ ve teslîmiyetinden en ufak bir tâviz vermedi.

Onun hâline dayanamayan hanımı:

“–Sen bir peygambersin; duân makbûldür. Duâ et de şi­fâya nâil ol!” dediğinde ise Hazret-i Eyyûb -aleyhisselâm- şu mukâbelede bulundu:

“–Hanım! Allah bana seksen sene sıhhat verdi. Hastalığım ise henüz o kadar olmadı. Ancak birkaç senedir muzdaribim. Cenâb-ı Hak’tan sıhhat talep etmeye teed­düb ederim!”

Bütün ilâhî imtihanlar karşısında sergilediği müstesnâ rızâ hâli sebebiyle Cenâb-ı Hakkʼın “ne güzel kul” [2] iltifatına mazhar oldu.

HAZRET-İ SÜLEYMAN’IN HAMD, ŞÜKÜR VE RIZÂ HÂLİ

Diğer taraftan, insanlık tarihi boyunca, dünya serveti ve saltanatı bakımından hiçbir insanın, Hazret-i Süleyman -aleyhisselâm-’ın seviyesinde olması mümkün değildir. Lâkin dünya câzibeleri, Hazret-i Süleyman’ın gönlünü meşgul etmedi. Onun kalbi, dünyevî zenginliklerin kasası olmadı. Dünya saltanatı, onun Allah ile beraberliğine mânî olmadı. Sahip olduğu güç ve kudret, onun Hakkʼa kulluktaki tevâzû, huşû, hiçlik ve yokluk hissiyâtını bozmadı. O, bütün nîmetlerin Cenâb-ı Hakʼtan olduğunu bilip hiçbir zaman şımarmadı. Bilâkis dâimâ:

“‒Ben fakirim. Fakire, fakirlerle ülfet etmek yaraşır!” hissiyâtıyla; hamd, şükür, rızâ ve bilhassa tevâzû hâlinde yaşadı. Bu fazîleti sebebiyle o da Cenâb-ı Hakkʼın “ne güzel kul” [3] iltifatına mazhar oldu.

TAKDİR-İ İLÂHİYE RIZA GÖSTEMEK

Demek ki darlıkta ve zorlukta isyan etmeyerek sabır silâhına sarılmalıyız. Varlıkta da şımarmayıp taşkınlıktan sakınmalıyız. Böylece her hâlükârda takdîr-i ilâhîden râzı olmalıyız. Zira bu hâl; Cenâb-ı Hakkʼın rızâsına nâiliyet vesîlesidir.

Nitekim “ağniyâ-i şâkirîn / şükür ehli zenginler” ile “fukarâ-i sâbirîn / sabır ehli fakirler”, Cenâb-ı Hakkʼın rızâsına nâiliyet hususunda aynı mevkîdedirler.

Fakat bu; “…Kullarımdan şükredenler pek azdır!” (Sebe’, 13) ilâhî beyânı vechile, nâdir görülebilen bir kulluk mertebesidir. Zira pek çok kalbî merhale kat edildikten sonra sergilenebilen bir fazîlettir.

Dipnotlar: [1] Attâr, Tezkire, sf. 202. [2] Bkz. Sâd, 44. [3] Bkz. Sâd, 30.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2015 – Mart, Sayı: 349, Sayfa: 032

Peygamber Efendimiz Nasıl Namaz Kılardı?

Namaz hakkında bahsedilen huşû, edeb ve ilâhî vuslat hâli, ulaşılması mümkün olmayan ve beşer tâkatinin çok üzerinde bir husus değildir. Namazdaki ulvî ve lâhûtî hazzı, sadece lafızları süsleyen bir beyân ve tahayyül olarak düşünmemek lâzımdır.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN NAMAZI

Namazı bize tâlim eden Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in kıldığı namazlar, bu târiflerin de üzerinde bir mâhiyet taşır. O’nun mânevî terbiyesine nâil olan ashâb-ı kirâmın ve onların izinden yürüyen evliyâullâhın namazları da bizlere birer nûrânî meş’alelerdir.

AĞLAYARAK NAMAZ KILARDI

Rivâyete nazaran Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem- namaza durduğunda göğsünden sürekli el değirmeninin sesi gibi hıçkırıklı ağlama sesi gelirdi. Hazret-i Alî -radıyallâhü anh- bu husustaki bir müşâhedesini şöyle anlatır:

“Bedir harbinde Rasûlullâh’ın bir ağaç altında ağlayarak namaz kıldığını gördüm. Hatta öylece sabahladı…” (Fezâil-i A’mâl, 299)

Bu ağlayış hâlinin yanında Âlemlerin Efendisi Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in göğsünden namaz esnâsında zaman zaman da tencere kaynarken çıkan ses gibi birtakım sesler işitilirdi.

YÜREĞİNDEN KAZAN KAYNAMASI GİBİ SES GELİRDİ

Âişe -radıyallâhu anhâ- buyururlar:

“Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- namaza durduğunda, zaman zaman yüreğinden kazan kaynaması gibi ses gelirdi.” (Ebû Dâvûd, Salât, 157; Nesâî, Sehv, 18)

Hazret-i Âişe vâlidemiz, Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in namaz kılışıyla alâkalı olarak ayrıca şunları söyler:

“Rasûlullâh bizimle konuşur, biz de onunla konuşurduk. Ama namaz vakti gelince sanki bizi tanımıyor gibi bir hâle gelir, bütün varlığıyla Allâh’a yönelirdi…” (Fezâil-i A’mâl, 303)

İşte namazlarda bu yüce hâlden hisse alabilmek, gönlün en büyük gâye ufku olmalıdır. Bu, tam olarak mümkün değilse de hiç olmazsa o istikâmette kanat açmaya gayret etmelidir. Yâni Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in namazlarındaki hâl, yıldızlardaki ölçülerdir. Ne kadar yaklaşabilirsek, o kadar feyiz-yâb oluruz.

HUZUR VE HUŞÛYU ELDEN BIRAKMAMAK GEREKİYOR

Şunu da ifâde etmelidir ki, hiçbir hareket, birdenbire kemâle ermediği gibi ibâdetler de başlangıçta sathî birer taklid sûretinde başlar. Tıpkı bir san’atkârın eserini uzun tecrübelerden sonra mükemmel yapabilmesi gibi kulun da ibâdette terakkîsi zamana muhtaçtır. Bu gerçeği dikkate alarak namazı mükemmel bir sûrette kılamayanlar ümidsiz olmayıp yollarına devam etmelidirler. Nasıl bir gram altına ulaşmak için tonlarca toprak elenirse, namazın mükemmeline ulaşabilmek için de velev sathî ve taklîdî mahiyette de olsa sabır ve sebatla devam ederek huzûr ve huşûyu elde etmeye gayret lâzımdır.

Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Namaza durduğunda sanki son namazın gibi kıl! Yarın pişman olacağın şeyi söyleme; insanların (gâfilâne) arzu ettikleri şeylere arzu duymayı bırak!” (İbn-i Mâce, Zühd, 15)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Kur’an ve Sünnet İkliminde İslam İman İbadet, Erkam Yayınları

Allahümme Salli ve Allahümme Barik Duasının Okunuşu, Anlamı ve Fazileti

Namazlarda Allahümme Salli ve Allahümme barik dualarının okumanın hükmü nedir? Allahümme salli duası ve Allahümme barik duasının okunuşu, meali ve fazileti nedir? Allahümme salli barik dualarının Arapça, Türkçe okunuşları ve video hallerini sizler için derledik…

“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na tam bir teslimiyetle salat ve selam edin!” (Ahzab 56. Ayet) “Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salavât edendir.” (Tirmizi, Salât 327),

Allahümme Salli ve Allahümme Barik duaları hakkında sizler için hazırladıklarımız:

  • Allahümme Salli Duası Arapça Yazılışı
  • Allahümme Salli Duası Okunuşu (Türkçe)
  • Allahümme Salli Duası Anlamı
  • Allahümme Salli Duası Dinle (Fatih Çollak Hocaefendi)
  • Allahümme Barik Duası Arapça Yazılışı
  • Allahümme Barik Duası Okunuşu (Türkçe)
  • Allahümme Barik Duası Anlamı
  • Allahümme Barik Duası Dinle (Fatih Çollak Hocaefendi)
  • Allahümme Salli Barik Duaları Ne Zaman Okunur?
  • Salavat Getirmek İle İlgili Ayet ve Hadisler
  • Salavat-ı ŞErife Getirmenin 13 Fazileti
  • Namazda Okunan Surelerin Sırası ve Okunuşları
  • Salavat Nasıl Getirilir?

ALLAHÜMME SALLİ DUASI

Allahümme Salli Duası Arapça Yazılışı:

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

Allahümme Salli Duası Okunuşu: “Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd.”

Allahümme Salli Duası Anlamı: “Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim’e ve İbrahim’in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.”

Allahümme Salli Duası Dinle (Fatih Çollak Hoca):

ALLAHÜMME BARİK DUASI

Allahümme Barik Duası Arapça Yazılışı:

اللَّهُمَّ بَارِكَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

Allahümme Barik Duası Okunuşu:

“Allâhumme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd.”

Allahümme Barik Duası Anlamı: “Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim’e ve İbrahim’in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.”

Allahümme Barik Duası Dinle (Fatih Çollak Hoca):

ALLAHÜMME SALLİ BARİK DUALARI NE ZAMAN OKUNUR?

Farzların, vitir namazının ve müekked sünnetlerin son oturuşlarında, gayri müekked sünnetler ile diğer nâfile namazların da her oturuşunda tehıyyyâttan sonra Hz. Peygamber’e ve âline salevât getirmek sünnettir. Hanefi mezhebine göre namazda Peygamberimiz (asv)’e salavat getirmek sünnettir. (ed-Durrul Muhtar, I, 478) Şafiilere göre ise farzdır(Muğni’l Muhtaç, I, 173).

“Salli-bârik” duaları diye kısaltılan, namazlardaki salevâtın başlangıcını Kâ’b İbn Ucre (r.a) şöyle anlatır: “Hz. Peygamber bizim yanımıza geldi. Biz dedik ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah bize, sana nasıl selâm vereceğimizi bildirdi. Sen de bize, sana nasıl salât getireceğimizi öğret. Bunun üzerine bize salât dualarını şöyle öğretti.

Sübhaneke Duası

Sübhaneke duasının okunuşu, Arapçası, Türkçesi ve anlamı nedir? Sübhaneke duası ile ilgili hadisi şerifler nelerdir? Sübhaneke duası ne zaman okunur? İşte cevabı…

Sübhaneke Nedir? Sübhaneke bir ayet değil duadır. Hanefi mezhebine göre her namazın başlangıcında, iftitah tekbirinden (imamın Allah-u Ekber diyerek namaza başlaması) hemen sonra okunur. Cenaze namazlarında Ve celle senâük” ile birlikte okunur. Hanefi ve Hanbelilere göre Sübhaneke duası okumak sünnettir.

Sübhaneke duası, Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in öğrettiği dualardandır. Sübhaneke duasıyla Allah’ın (c.c.) yüceliği ifade edilir. Tekbir ile namaza başlarken ilk olarak bu dua okunur ve her namazda O’nun yüceliği övülür. Çocuklara da ilk öğretilen dualardandır. Cenaze namazlarında da okunan bu dua hayatın her anında O’naolan saygıyı ve övgüyü ifade etmenin güzel bir yoludur.

SÜBHANEKE DUASININ OKUNUŞU VE ANLAMI

Sübhaneke Duası Okunuşu:“Subhânekellâhümme ve bi hamdik ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük (ve celle senâûk*) ve lâ ilâhe ğayrûk.”

Ve celle senâük” yalnızca cenaze namazlarında kullanılır.

Sübhaneke Duasının Anlamı: “Allah’ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka ilah yoktur.”

SÜBHANEKE DUASI DİNLE FATİH ÇOLLAK

 

SÜBHANEKE DUASI İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

  • Ebû Said El Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gece namaza kalktığı zaman, tekbir alır, sonra: “Ey Allah’ım seni tesbih eder, ve sana hamd ederhrim. Senin ismin yücedir. Celâlin uludur. Senden başka ilâh yokttur,” derdi. Sonra da üç kere:

– “Allah’tan başka ilâh yoktur.” Üç kere:

– “Allah (şanına lâyık) büyüklükle büyüktür. Şeytandan ve onun şerrinden, kibirinden, sıkmasından bilen işiten Allah’a sığınırım.”derdi. (Tirmizi, Ebvâbu’s-Salât, b. 179, n. 242, s. 9, c. 2)

  • Hz. Aişe (ra)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Hz. Peygamber (asm) namaza başladığı zaman “Sübhanekellahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve teala ceddüke vela ilahe gayruk” derdi.”

(Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. Darekutni’nin Enes’ten benzer bir hadis rivayeti vardır. Beş hadis imamı Ebu Said’den benzer bir hadisi rivayet etmişlerdir. Müslim Sahihinde Hz. Ömer’in bunu açıktan okuduğu rivayet edilmiştir. (Neylül Evtar, II/195))

Kaynak: dindefteri.net

Nas Suresi Oku, Dinle, Ezberle

Büyük Çamlıca Camiî İmam-Hatibi Kerim Öztürk, Nas suresini okuyor. Nas suresinin Arapçası, okunuşu, anlamı ve fazileti… Nas suresi oku, dinle, takip et…

NAS SURESİ FAZİLETİ

Peygamberimiz (a.s.), sahabeden Abdullah ibn Hubeyb’e (r.a.), Akşam ve sabah olunca İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini üçer kere oku, onlar her şeye karşı sana yeter.” buyurmuş (Tirmizî, Deavat, 117) Sahabeden Ukbe b. Amir (r.a.), Resûlullah, bana her namazın arkasından Felak ve Nâs surelerini okumamı emretti” demiştir. (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 12; Ebu Dâvûd, Salât, 361)

Peygamberimizin eşi Hz. Ayşe (r.a.) diyor ki:

“Allah’ın Resûlü, her gece yatağa girdiği zaman iki elinin avucunu bir araya getirir, sonra ellerinin içine üfler ve kul hü vallâhü ahad, kul eûzü bi rabb’il felakı ve kul eûzü bi rabbi’n-nasi surelerini okur, sonra elleriyle elini, yüzünü ve vücudunun ulaşabildiği yerlerini mesh eder ve bunu üç defa yapardı.” (Ebu Dâvûd, Edeb, 107)

Büyük Çamlıca Camiî İmam-Hatibi Kerim Öztürk, Nas suresini okuyor. Nas suresinin Arapçası, okunuşu, anlamı ve fazileti… Nas suresi oku, dinle, takip et…

NAS SURESİ FAZİLETİ

Peygamberimiz (a.s.), sahabeden Abdullah ibn Hubeyb’e (r.a.), Akşam ve sabah olunca İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini üçer kere oku, onlar her şeye karşı sana yeter.” buyurmuş (Tirmizî, Deavat, 117) Sahabeden Ukbe b. Amir (r.a.), Resûlullah, bana her namazın arkasından Felak ve Nâs surelerini okumamı emretti” demiştir. (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 12; Ebu Dâvûd, Salât, 361)

Peygamberimizin eşi Hz. Ayşe (r.a.) diyor ki:

“Allah’ın Resûlü, her gece yatağa girdiği zaman iki elinin avucunu bir araya getirir, sonra ellerinin içine üfler ve kul hü vallâhü ahad, kul eûzü bi rabb’il felakı ve kul eûzü bi rabbi’n-nasi surelerini okur, sonra elleriyle elini, yüzünü ve vücudunun ulaşabildiği yerlerini mesh eder ve bunu üç defa yapardı.” (Ebu Dâvûd, Edeb, 107)

Kaynak: dindefteri.net

islami siteler - dini radyo - dini radyo dinle - sohbet - islami sohbet- güzel sözler - kelebek sohbet - sohbet