Dini ve İslami Siteler

Sizlere günümüzde aktif olarak dini ve islami bilgiler sunan bir kaç internet sitesi paylaşmak istedik.
Dini ve islami bilgiler konusunda geniş konulara yer veren islami site dindefteri.net sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Radyo islam fm olarak internet ortamında sizlere eşsiz ilahi ziyafeti sunan www.islamfm.net sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Aynı zamanda dini radyo olarak bilinen çok ziyaret edilen diniradyo.org sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Islami siteler kategorisinde dinkitabi.com web sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Aynı zamanda islami sohbet kategorisinde ücretsiz dini sohbet hizmeti sunan, www.islamisohbet.me adresini ziyaret edebilirsiniz.
Keyifli ve huzurlu sörf dileriz.

Zühd Ne Demek?

Zühd nedir, ne anlama gelir? Peygamberimizin hayatından zühd örnekleri.

Zühd; kalbi, fânî varlıklara bağlamamak, onlardan lüzûmu kadar ve asgarî seviyede istifâde ederek asıl ebedî hayat olan âhirete ehemmiyet vermektir. Zira dünyada istifâde ettiğimiz her nîmetin hesâbı vardır.

ZÜHD ÖRNEKLERİ

Bir gün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Allâh’ım, beni fakir olarak yaşat, fakir olarak rûhumu kabzet, kıyâmet günü de fakirler zümresiyle birlikte haşret!” diye duâ etmişti.

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-:

“–Niçin ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordu.

Fahr-i Kâinât Efendimiz şöyle buyurdu:

“–Çünkü onlar cennete, zenginlerden kırk sene önce gireceklerdir. Ey Âişe! Sakın fakirleri geri çevirme, yarım hurmayla da olsa gönüllerini al! Ey Âişe! Fakirleri sev ve onları kendine yaklaştır. Böyle yaparsan kıyâmet günü Allah da seni kendisine yaklaştırır.” (Tirmizî, Zühd, 37/2352)

Utbe bin Gazvân -radıyallâhu anh- Basra’da vâli iken bir hutbe îrâd ederek şu nasihatlerde bulundu:

“…Şüphesiz ki dünya geçici olduğunu bildirmiş ve hızla gelip geçmiştir. Ondan geriye kalan, kabın dibinde kalan su gibidir ki, sahibi de onu bir yudumda içiverir. Şüphe yok ki siz bu dünyadan sonu olmayan bir diyara gideceksiniz. Bu sebeple oraya elinizdekilerin en hayırlısıyla gidiniz…

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in yanındaki yedi kişiden biri olduğum günü bilirim. Ağaç yapraklarından başka yiyeceğimiz yoktu. Onları yerken ağızlarımız yara olmuştu. Bir parça kumaş bulmuştum da onu ikiye bölüp Sa‘d bin Mâlik ile paylaşmış, yarısını ben, yarısını da o, elbise olarak kullanmıştık. Bugün ise her birimiz bir şehre idareci olduk. Bununla birlikte ben, kendi nazarımda büyük, lâkin Allah katında küçük olmaktan Allâh’a sığınırım…” (Müslim, Zühd, 14)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Fahr-i Âlem – Habîbi Hüdâ Hz. Muhammed Mustafâ, Erkam Yayınları

Kalbin Güzellikleri Nelerdir?

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 4 Aralık 2015 Cuma Hutbesi…

Kardeşlerim!

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, sıkça dile getirdiği dualardan biri şöyleydi: “ Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Rabbim! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl!” 1

Kardeşlerim!

Efendimiz, bu duasında Yüce Allah’tan kalbini iman ve istikamet üzere sabit kılmasını dilemişti. Zira kalp, iman ve istikametin merkezi, başlangıç ve bitiş yeridir. İman ve İslam’ın bir tezahürü olan her hayırlı ve faydalı işe öncelikle kalpte niyet edilir. İşte böylesi bir öneme sahip olan kalp, Peygamberimiz (s.a.s) tarafından beden ülkesinin sultanı diye takdim edilir.2

Kardeşlerim!

Kalp, sadece vücutta kan dolaşımını ve hayatın devamını sağlayan bir organ, küçük bir et parçası değildir şüphesiz. Kalp manevi hayatımıza yön veren ve akıbetimizi belirleyecek olan bir merkezdir. Kalp, iman ve küfrün, sevgi ve nefretin, cesaret ve korkaklığın, iyilik ve kötülüğün, kısacası bütün duyguların kaynağıdır. Güzellikler de çirkinlikler de hep kalpte başlar kalpte biter. Hayrın ve faydalı düşüncelerin barınağı olan bir kalpten ancak güzellikler yansır. Çirkinliklerle kirletilmiş, olumsuzlukların esiri haline getirilmiş bir kalpten yansıyacak olan da kötülüklerdir.

Efendimiz (s.a.s), bu gerçeği “Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o iyi olursa bütün vücut iyi olur. O bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.”3 hadisiyle dile getirmiştir.

Kardeşlerim!

Mümin, kalbini güzelliklere, hayra ve insanlığın faydasına açan, kötülüklere sımsıkı kapatan kişidir. Mümin, kalb-i selim sahibidir. Selim kalp, Allah’a gönülden teslim olmuş bir kalptir. Bu kalp, ışığını imandan, güzelliğini salih amellerden alır. Selim bir kalpte dünyevi hiçbir kaygı, tasa ve kedere esir olma yoktur; yalnızca Allah’a dayanıp güvenme vardır. Bu kalpte onur ve haysiyeti zedeleme yoktur; izzet ve saygınlık vardır.

Selim olan kalpte sorumsuzluk, bencillik, kin, nefret, zulüm yoktur; paylaşma, diğerkâmlık, sevgi, saygı, hoşgörü vardır. Bu kalpte şiddet, husumet değil, şefkat, merhamet, ülfet, muhabbet vardır. Bu kalpte hayâsızlık değil, iffet, erdem, fazilet vardır. Bu kalpte “ben” değil, “biz” vardır; birlikte ağlayıp birlikte gülme vardır. Bu kalpte kibir değil tevazu, yalan ve eğrilik değil sadakat, kabalık değil nezaket, katılık değil letafet, korku değil cesaret vardır.

Selim bir kalbe sahip olan mümin bilir ki; kendisi, borçluya, hastaya, yaşlıya, darda kalmışa, mazluma, mağdura yardım eli uzatılmasını isteyen bir medeniyetin mensubudur.

Bu kalbin sahibi bilir ki; o, Abdullah, Enes, Beşir gibi yetimlere, öksüzlere baba şefkatiyle muamele eden bir Peygamberin ümmetidir. Selim bir kalbin sahibi bilir ki; onun “Asıl elde tuttuğun değil, dağıttığın bizimdir.” 4 buyuran, komşuyu gözeten, yoksula kol kanat geren bir peygamberi vardır.

Kardeşlerim!

Üzülerek belirtmek gerekir ki bugün hırs, tamah, daha çok kazanma, daha çok haz alma ve daha hızlı yaşama arzusu insanlığı adeta kuşattı. Bugünlere ve yarınlara yön veren beden ülkesinin sultanı kalpler bedenlere esir oldu. Bugün insanlık, topyekûn bir merhametsizlik, vicdansızlık ve vurdumduymazlık sorunu yaşıyor. Nice mazlumların feryadına, yardım çığlıklarına kulak tıkanıyor. Nice canlar, şiddete, zulme, teröre kurban gidiyor. Niceleri evsiz, yurtsuz, yuvasız bırakılıyor. Denizler, her geçen gün mülteci mezarlığına dönüşüyor. Kıyıya vuran minik bedenler, aslında vicdanların kıyıya vurduğunu, her gün insanlığın irtifa ve itibar kaybettiğini haykırıyor.

Kardeşlerim!

Bugün kalplerin pasını, katılığını, hastalığını silmek için bir gönül terbiyesine ve merhamet seferberliğine ihtiyacımız var. Bugün bize ahirette gerçek manada fayda sağlayacak olan kalb-i selime çok ama çok ihtiyacımız var. O halde geliniz, “O gün, ne mal ne de evlat fayda verir. Ancak Allah’a kalb-i selim ile gelenler fayda bulur.”5 âyetini bir kez daha derinden tefekkür edelim. Fıtratımızda var olan selim kalbimizi, zihnimizle, dilimizle, salih amellerimizle daha da tezyin edelim.

Kalbimiz, her daim Rabbimizin rızasını arasın, O’nun ve Resulü’nün sevgisiyle dolsun. Kalbimiz, güzelliklerin merkezi olsun ve etrafımıza güzellikler saçsın. Gönüllere sevinç, huzur ve mutluluk taşısın.

Hutbemi Kur’an-ı Kerim’in ve Efendimiz (s.a.s)’in bize öğrettiği şu dualarla bitirmek istiyorum: “Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma! Bize tarafından bir rahmet bağışla! Hiç kuşku yok ki, lütfu bol olan yalnız sensin.” 6 “Allah’ım! Kulağımın kötülüğünden, gözümün kötülüğünden, dilimin kötülüğünden, kalbimin kötülüğünden sana sığınırım.”7

1 Tirmîzi, Daavât, 89

2 Abdurrezzâk, el-Musannef, XI, 221.

3 Buhârî, İman, 39.

4 Tirmizî, Sıfatu’l Kıyâme, 35.

5 Şuarâ, 26/88-89

6 Âl-i İmrân, 3/8.

7 Nesâî, İstiâze, 4.

Kaynak: Dindefteri.net

Müslümanım Demek Kurtuluş İçin Yeterli mi?

“Müslümanım” demek ebedî kurtuluş için yeterli mi? Süleyman Derin Altınoluk Dergisi’nin bu ayki sayısında Müslümanların dertleriyle dertlenmenin önemine değindi.

MÜSLÜMANLARIN DERTLERİYLE DERTLENMEK

Sufiler genelde şahsi dindarlıkları ile öne çıkarlar ve siyasi işlerden elden geldikçe uzak durmaya çalışırlar. Halkın idaresini ul’ül emre bırakmayı ve gerekmedikçe de onların işlerine karışmamayı tercih ederler.

Hâlbuki öyle zamanlar gelir ki ümmet bugün de yakinen tanıklık ettiğimiz üzere din düşmanlarının ördüğü büyük tuzaklarla ateş çemberine atılabilirler. “Siz Müslüman olduk demekle kurtuluvereceğinizi mi zannettiniz” ayetinin bir tecellisi olarak ashabı kiram bile büyük imtihanlara tabi tutulmuşlar, yüce kitabımızın beyanı üzerine “mete nasrullah” “Allah’ın yardımı ne zaman?” (Bakara, 214) demişlerdir.

NİCE ENDÜLÜSLER CİĞERİMİZİ PARÇALAMIŞTIR

O günden bu güne de değişen aslında pek fazla bir şey olmamıştır, İslam’ın en güçlü olduğu dönemlerde bile dünyanın bir ucunda Müslümanlar nice zulüm çemberlerinden geçmiş, nice Endülüsler ciğerlerimizi paralamıştır. İşte böyle durumlarda sufiler ister istemez ümmetin geleceği ile ilgili siyasi konulara girmişler, müminlerin dertleriyle dertlenmişlerdir.

İMAM RABBANİ HAZRETLERİNİN DUASI

İmam Rabbani hazretlerinin bu dini duyarlılığını, İslami hassasiyeti mektuplarında açıkça görmekteyiz. İmam’ın o gün zamanın padişahına yazdığı mektubunda Müslümanların durumu ile ilgili yaptığı tespitler kendisinin bu konudaki duyarlılığını göstermesi açısından çok önemlidir. İmam Rabbani, padişah Sadrı Cihana yazdığı mektubuna islami konudaki gayretlerin artırılması hususunda şu duayı yaparak başlar: Cenâb-ı Hak bizim ve sizin İslâmiyet hakkındaki gayretimizi arttırsın. Sonra da tarihten ders alınması için Müslümanların durumunu şu sözleri ile açıklar:

Bir asra yakındır İslâmiyet garip durumda. Öyle bir dönemdeyiz ki, kâfirler İslâm diyârında kâfirlik ahkâmını açıkça icrâ etmekle yetinmiyorlar, İslâm ahkâmının da bütünüyle ortadan kalkmasını, İslâm’dan ve Müslümanlıktan bir eser kalmamasını istiyorlar. İş o noktaya ulaştı ki şayet bir Müslüman İslam’ın şiarı olan bir ameli yapmak istese ona ölüm acısı tattırıyorlar. (Mektubat, I, 81. Mektup)

ÇANAKKALE’DEN SONRA İSLAM HAPSEDİLMEK İSTENDİ

İmam Rabbani’nin o gün Hindistan için söylediği sözler bugün bizim coğrafyamızda, Çanakkale ile başlayan zorlu süreçte kendini göstermiştir. Ecdadın savaş meydanlarında gösterdiği kahramanlık maalesef siyasi, kültürel ve diğer pek çok sahada devam ettirilemediği için asırlarca İslamın bayraktarlığını yapmış olan ülkemizde İslam sadece mescitlere hapsedilmek ve İmam’ın tabiri ile ondan hiçbir iz bırakılmamak istenmiştir.

ÜMİT IŞIĞI YENİDEN PARLADI

Hamdolsun ki Allah’ın nuru söndürülememiş ve bugün yeni bir ümit ışığı yanmıştır. Ne var ki bu ümit ışığının güçlenip tüm âlemi aydınlatması için yapılması gereken ciddi gayretlere ihtiyaç vardır. Bu gayretlerin başında ise İslam’a hizmeti kendine vazife bilen bir gençliğin yetiştirilmesi gelir.

İmam Rabbani’ye göre hayır hizmetleri arasında şeytanın en çok ağrına giden ve Allah katında en makbul olan sadaka İslam’ın ayağa kaldırılmasına hizmet eden eğitim kurumlarını açmak ve bu tür müesseselerin ayakta kalması için infakta bulunmaktır:

Malı harcama konusunda bazen nefs muvâfakat edebilir. Ne var ki en yüksek derece; şerîati destekleme ve dini yayma konusunda mal harcamaktır. Bu niyetle bir gümüş harcamak, başka niyetle binlerce altın harcamaya denktir. (48. mektup)

İmam’a göre o dönemde ümmetin çektiği sıkıntıların baş sebebi iyi yetişmemiş, nakıs ve haris aydın kesimlerinin ortalığı kaplaması, böylece hem kendilerini hem de Müslümanları yoldan çıkarmalarıdır. Bu durum maalesef bugün dahi geçerliliğini sürdürmekte, aydın kesimlerin İslam’dan uzak kalmışlığı veya din eğitimi almışların da yanlış tutumları Müslümanlara her yerde büyük zarar vermektedir:

ALİMLER DÜNYAYA DÜŞKÜNLÜK GÖSTERMEZ

Gerçekten de din işlerinde baş gösteren her zaaf ve İslam milletini üstün kılma konusunda gösterilen her kusur; daima kötü âlimlerin bereketsizliği ve niyetlerinin bozukluğu sebebiyle olmaktadır. Hâlbuki âlimler dünyaya düşkünlük göstermez ve makam, riyaset, mal ve üstünlük sevdasından selamet bulurlarsa, işte onlar ahiret âlimleri ve peygamber vârisi olurlar. Onlar mahlûkatın en üstünüdürler. Kıyamet günü mürekkepleri, Allah yolunda şehid olan kimselerin kanlarıyla tartılacak olan nasipli kimseler bunlardır. “Âlimin uykusu ibadettir.” (Deylemi) Hadisi bu kesim için geçerlidir. (33. mektup)

İmam’a göre sağlıklı bilgi ile yetişmiş aydın kesimine ilaveten bir de din için her tür fedakarlığı severek yapacak din yolunda saçını ve sakalını ağartacak bir kesime ihtiyaç vardır. Bunlar özellikle sufiye arasından çıkacak gönül insanları olup dine ve insanlığa hizmet etmek için her fırsatı değerlendireceklerdir.

Hak Teâlâ daima kendisiyle berâber bulundursun. İnsanın îman ve sâlih amel yolunda siyah saç ve sakalını ağartması ne büyük nimettir. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kim İslâm yolunda saçını ağartıp yaşlanırsa bağışlanmıştır” (Tirmizî, Fezâilü’l-cihâd, nr. 1638). (88. Mektup)

İmam’a göre yukarıdaki vasıflara haiz olan hizmet ekibinin en önemli başka bir özelliği ise cesaret ve atılganlığıdır. Yine sadr-ı cihan’a hitap ettiği mektubunda şöyle der:

Pâdişâhlığın (yeni saltanatın) ilk dönemlerinde eğer Müslümanlık güçlenip yayılırsa ve Müslümanlar îtibar kazanırsa ne âlâ! Allah korusun eğer bir duraklama meydana gelirse, Müslümanların işi çok zor olacaktır. Sana sığınırız, yardım et Allâhım!

Netice olarak Müslümanlara düşen en büyük vazife dini açıdan sağlıklı bilgiye sahip nesiller yetiştirmektir. Bunun imkan sahipleri de ellerindeki tüm imkanları seferber etmelidir. İlmi olan ilmini maddi kaynağı olan bu kaynaklarını sarfedip, saçı ve sakalı bu yolda ağartırsa, devlet adamları da hak yolunda cesur olursa ufkumuz parlak olacaktır. Rabbimiz bu konuda tüm mesul kesimlere muvaffakiyetler nasip etsin.

 

Kaynak: Süleyman Derin / Altınoluk Dergisi, sayı: 349

Allah’a Yaklaşmak İçin İbadet Etmek Yeter mi?

Rivayetlere göre Allah-u teâlâ, Hazret-i Musâ’nın “Senin için ne yapmam gerekirdi?” Sorusuna “Sırf Benim için dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık ettin mi?” Şeklinde cevap veriyor.

Rivâyetlerde vardır. Cenâb-ı Hak, Hazret-i Mûsâ’ya sorar:

“-Bugün benim için ne yaptın?”

“-Namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, zikrettim.” diye cevap verir Hazret-i Mûsâ.

“-Ey Mûsâ, kıldığın namazlar, seni Cennete kavuşturacak, kulluk vazifendir. Oruçların, seni Cehennemden korur. Verdiğin zekâtlar, kıyamette, sana gölgelik olur. Zikirlerin de o günün karanlığında, sana ışıktır. Bunların faydası sanadır. Benim için ne yaptın?” denilince, Hazret-i Mûsâ çaresiz kalır:

“-Yâ Rabbi, Senin için ne yapmak gerekirdi?” diye sorar. Cevap ise şöyledir:

“-Sırf Benim için dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık ettin mi?”

Kaynak: Fatma Hâle Sağlam, Şebnem Dergisi, Sayı, 120

islami siteler - dini radyo - dini radyo dinle - sohbet - islami sohbet- güzel sözler - kelebek sohbet - sohbet